ULUSAL EKONOMİLERE YENİ BİR HEYECAN: GİRİŞİM KOOPERATİFLERİ

Prof.Dr.İsmail ULUOCAK/American Metropolitan University İşletme Anabilim Dalı Başkanı

ULUSAL EKONOMİLERE YENİ BİR HEYECAN: GİRİŞİM KOOPERATİFLERİ

Prof.Dr.İsmail ULUOCAK

American Metropolitan University İşletme Anabilim Dalı Başkanı

Girişim Kooperatifçiliğinin temelini, işsizlik ya da mevcut işlerini belirli sebeplerden dolayı kaybetme endişesi ile karşı karşıya bulunanlar ile özel ve kamu sektörüne alternatif olarak kooperatif sektörde yer almak isteyen ve kooperatifçiliğin sunmuş olduğu sinerjiden yararlanmak isteyen kitle oluşturmaktadır. İşçi kooperatifi, emek kooperatifi, hizmet kooperatifi, işçi üretim kooperatifi gibi çeşitli adlarla tanımlanabilen işletme modeli, dünya ekonomilerinin ve özellikle ülkemiz gibi genç nüfusa sahip ekonomiler için yeni bir ekonomik kalkınma modeli olacaktır.

Girişim kooperatifleri her mesleki türden ve sektörden kurulabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta her kooperatif ortağının kooperatifte fiili olarak çalışması ya da başka bir deyişle her çalışanın kooperatif ortağı olması gerekliliğidir. Klasik kooperatifçilikte kooperatif ortağı kooperatifin sermayedarı, müşterisi durumunda iken girişim kooperatiflerinde kooperatif ortağı kooperatifin sermayedarı, müşterisi ve aynı zamanda çalışanı konumundadır. Bir kooperatifin girişim kooperatifi sayılabilmesi için temel koşul, kurucu ve ortaklarının fiilen kooperatifte çalışmalarıdır.

Diğer kooperatif yapılanmalarından farklı olarak girişim kooperatiflerinde kooperatiflerin kurucuları ve ortakları kooperatifin yönetim ve denetiminde yer aldığı gibi kooperatifin işleyiş ve organizasyonlarında da söz sahibidirler. Geleneksel kooperatifçilikte (üretim, tüketim, konut, vb.) ortaklar fiilen kooperatifte çalışmadıkları halde onun hizmetlerinden yararlanırlar bu sistemde ortaklar kooperatifin müşterisi konumundadırlar. Girişim kooperatiflerinde, kooperatifi oluşturan ortakların tamamı kooperatifte üretime / hizmete aktif olarak katılırlar bu yönleriyle de kooperatifin çalışanlarını oluştururlar.

Her ne kadar da literatürde girişim kooperatifi tabirine pek rastlamasakta bu sistemin temelleri işçi mücadelelerinin yoğunluk kazandığı sanayi devriminin başlangıç yıllarına dayanır. Önceleri küçük sanat erbabı ve işçiler üretim araçlarının kontrolünü kaybetmişler, akabinde denetim girişimcilerden yatırımcılara geçmiş ve bunun doğal sonucu olarak da sermaye emeği kullanmaya başlamıştı. İşte bu duruma tepki olarak ortaya çıkan bu hareket bu sürecin yönünü değiştirerek emeğin sermayeyi kullanmasını amaçlamıştır. Ancak başlangıçtaki aksaklıklar ve başarısızlıklar girişim kooperatifçiliği modelinin 1950’lere kadar gelişimini engellemiş fakat bu tarihten sonra öncelikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere ABD ve zamanla üçüncü dünya ülkeleri arasında yeniden gelişmeye başlamıştır. 1956 yılında kurulan Mondragon İşçi Üretim Kooperatifi, karmaşık endüstri alanlarında da girişim kooperatiflerinin başarı gösterebileceğinin güzel bir örneğidir.

Günümüzde dünya ekonomisindeki yeni yönelimler, pek çok hükümeti giderek artan işsizlik, enflasyon problemlerini çözmede yeni ekonomik modeller üzerinde düşünmeye ve harekete geçmeye zorlamaktadır. Girişim kooperatiflerinin işsizlik ile mücadelede etkin birer araç olarak kullanılabilecekleri OECD ve Avrupa Birliği çevrelerinde 1970’lerin ortalarından itibaren kabul görmeye başlamıştır. Her iki örgüt tarafından 1975 ve 1976 yıllarında düzenlenen seminerlerde, işsizliğe karşı girişim kooperatiflerinin çok önemli gelişmeler kaydedebileceği üzerinde durulmuştur.

Uluslararası Kooperatifler Birliği’nin 1980 yılında gerçekleştirmiş olduğu kongrede Dr.A.Laidlaw’ın ‘’2000 Yılında Kooperatifler’’ konulu raporunda, girişim kooperatiflerinin gelecek yüzyılda ikinci bir sanayi devrimi gerçekleştirebilecek ölçüde gelişme gösterebileceğini iddia etmiştir.

ABD başkanı seçilen Bill Clinton’la başkanlığa adaylığını açıkladığı bir toplantıda yapılan bir söyleşide Clinton, kooperatifçiliği her kesimden işsizlerin ve gençlerin istihdam sorununu çözmek için etkili bir araç olarak görmesi aynı sorunla karşılaşan bütün ülkeler ve özellikle ülkemiz açısından oldukça ilginç ve önemlidir.

10 Ağustos 1992 tarihli ‘’İtalia Cooperative’’ dergisinde ‘’Clinton Kooperatifçiliği Keşfediyor’’ başlığı altında verilen yazıda ABD ‘de ki işsizlik sorunun çözümü için bir reçetesinin var olup olmadığını soran gazeteciyi Clinton şöyle yanıtlar: ‘’Evet var. 1987 yılında işsizlerin ve özellikle işsiz gençlerin kurduğu kooperatiflerin nasıl çalıştığını incelemek üzere İtalya’ya gittim. İtalya’da bu kooperatifler doğal; ABD’de ise değil çünkü, ABD’de gençler, bireysel olarak kendi hesaplarına çalışmaya alışmışlar ama bunu değiştirmek gerekli. Böylece, İtalya’dan kendi eyaletime döndüğümde genç işsizlere, madencilik, sağlık, sigorta vb. alanlarda 67 tane kooperatif kurdurdum. Bugün bu kooperatiflerde gençler bireysel değil bir arada çalışıyorlar. Bu durum ABD için alışılmamış gerçekten olağanüstü bir durumdur. Bu fikir bana İtalya’dan geldi. Şimdi geleceğin işçilerini bu yönde beraber hazırlayacağız.’’

Bu sistemin ABD’deki işsizliği çözüp çözmeyeceği sorusuna ise Clinton olumlu bir yanıt veriyor ve ekliyor: ‘’Bugün bu kooperatifler ile yeni istihdam olanakları doğuyor. Bunlar genellikle 50 kişinin altında, işsizlerin bir araya gelerek çalıştıkları küçük kooperatif işletmeler. Durum ne olursa olsun eğer insanlar daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak istiyorlarsa, beraberce çalışmaya alışmalıdırlar. Bizimde özendirerek yaptığımız budur.’’

Bu söyleşide eski ABD başkanı Clinton’ın işsizliği çözmede model olarak aldığı yöntem konumuzun özünü oluşturan ‘’girişim kooperatifi’’ modelidir. Bu kooperatiflerin başarısının arkasında en önemli neden olarak bu kooperatiflerin işsizlere demokratik bir yönetim içerisinde kendi kendilerinin patronu olmalarını sağlamaları ve kendi kooperatiflerinde bizzat istihdam olanağı bulmalarıdır.

Girişim Kooperatifçiliği modelinin ülkemiz açısından uygulanabilirliği konusuna da açıklık getirmemiz uygun olacaktır. Zira girişim kooperatifleri ülkemiz de işsizlikle mücadelede buna bağlı olarak üretim ve hizmetlerin artmasında, fabrika ve işletme kapanmaları nedeni ile ortaya çıkan işsizliklerde, eğitimli genç nüfusumuzun işsizlik sorununu gidermede başvurulacak alternatif bir yöntem olarak düşünülebilir.

Girişim Kooperatiflerinde kooperatifi oluşturan işsizler meslek gruplarına ya da eğitim düzeylerine göre değişik sektörlerde girişim kooperatiflerinde bir araya gelerek kendi işlerinin patronu ve çalışanı olabilirler. Ayakkabıcılar, marangozlar, öğretmenler, doktorlar… Girişim kooperatiflerinde ortakların işbirliği ile hedefledikleri şey bireysel ekonomilerini kooperatifin sağlamış olduğu sinerji ile artırma güdüsüdür. Bu bakımdan işbirliği ve dayanışma başkalarından ziyade kendini düşünmenin bir sonucudur. Bu nedenle her ekonomik yapılanmada olduğu girişim kooperatiflerinde de işbirliği ve dayanışma tavsiye ile değil aklın ve çıkarların ikna edilmesi sonucunda ortaya çıkar.

Sonuç olarak, işsizlikle mücadele ve ekonomik kalkınmanın hızlanmasında girişim kooperatiflerinin etkili birer araç olarak kullanılmaları isteniyor ise bu tür kooperatiflerin ülkemiz koşullarında nasıl kurulabilecekleri hangi alanda iş ve istihdam oluşturabilecekleri bu kooperatiflerde örgütlenecek kişilerin nasıl eğitilecekleri, nasıl yönlendirilecekleri, kooperatif ana sözleşmelerinde hangi özel hükümlere yer verileceğinin kapsamlı bir araştırma ortaya çıkarılmasında yarar hatta zorunluluk bulunmaktadır. Kapsamlı bir araştırma sonucunda, girişim kooperatifçiliğinin modeli, yerel, bölgesel, sektörel ya da ulusal düzeyde işsizlikle mücadelede etkin birer araç olarak kullanılabilir.